Cumartesi, Şubat 26, 2011

beni kan tutmaz.
beni ayrılık tutar!
bilmiyor musun,
sanki!
ölmüştü,

hayır!

sadece öldürüyordu..
gözleriyle,
en sevdiği kızılı mahvetti.

sonra,
sevdiği lacivert..
gece mavisine bulanık büyüyü mahvetti..

ve gitti.

öldü
ya da
gitti.

yok-sa

o geliyor!
o şimdi gelecek!
biliyorum !
tam da vazgeçtiğim anda
çıkacak karşıma!
siz de bilmiyor musunuz sanki?
Ha?
onun çok sevdiği,
biricik sevdiği
bu değil mi sanki!
hani benim tamamen vazgeçtiğim anda?
ne yani bütün sanrılarım,
nasıl yani?
ne diyorsunuz!
tek sevdiği gitmek mi!!
hayır,
yani ben değil miyim sevdiği..

ne!?
o
sevmez miydi
en çok benimle gitmeyi!!
yani;
sanrılarım mı?
hayır!
sancılarım!
yo hayır?

onun gelmediği vaki,t,
benim sancılarım'

ne yani ölecek miyim?

ne o gelmediyse yaşayacağım mı sandınız!
;
tabii yaşayacağım! o gelene kadar
acıyacağım..

önce kalbim sancıyacak,
sonra böbreklerim sancıyacak
ve ;
midem acıyacak
o gelmiyorsa elbet..

ölümse,
öldüysem öleceğim!

o gelmiyorsa artık..

ne manası var hem!

durun,
bakın
...

o gelecek!

gelmiyor mu!
öleceğim öyleyse!
evet,
vazgeçeceğim...

yoksa,
yokolacağım..

bu bir çıldırış m yanii,
ne saçmalıyorsunuz !

çıldırmadım,
ölüyorum.
uyanık bir uyku istiyorum bi kaç yıl kadar.. bu ölüm değil biliyorsun!
hiç umudum yoksa ölmek  istiyorum.
bu kadar!

Pazartesi, Şubat 14, 2011

ten things

I hate the way you talk to me and the way you cut your hair,
I hate the way you drive my car, I hate it when your stare.
I hate your big dumb combat boots and the way you read my mind,
I hate you so much it makes me sick, it even makes me rhyme.
I hate the way you’re always right, I hate it when you lie,
I hate it when you make me laugh, even worse when you make me cry.
I hate it when you’re not around and the fact that you didn’t call.
But mostly I hate it that I don’t hate you.
Not even a little bit.
Not even close.
 Not even at all.



Salı, Şubat 01, 2011

ben en çok orospu kırmızısını sevdim desem yalan olacak.
ben en çok seni sevdim.
sen benim gerçek rengimdin.
bugün yine intiharım hakkında milyonlarca senaryo kurdum kafamda.
hatta bi ara cebimdeki parayla ilk ve son vuruşumu yapmayı düşünebilecek kadar ileri gittim. amatör uyuşturuculardan, düşük doz anti-depresan, sakinleştirici ve halüsinojenlerden başka bir şey kullanmadım üstelik bugüne dek..
beyazlardan hep sakındım, ne gereği varsa..
bazen çılgınca delirmeyi bazense anne olmayı istedim.. belki ikisi de aynı derece de bi çılgınlık olurdu benim için..
küçük bedenimden kusacağım kan kokulu bir bebek.. veya kusacağım kan kokulu bir çığlık.. ne fark eder ki..
dün beni sevdiğine emin olduğum adamın bugün ne bok yediğini bilmediğim için yaşadığım yoksunluk sendromu belki bunların hepsi; doktorumun söylediği gibi depresyon' bile olmayabilir.. depresyonda olsam gülebilir miyim lan anıra anıra!
ölümü değil saadeti arzuluyorum ben!
her neyse, ikisine de mesafeliyim.
kendimde olmak beni yoruyor.
beni tanıyan bi adam bulsam kendimi kaybedeceğim, yok edeceğim. çok güzel olacağım. çok seveceğim ama beni kimse kurtaramaz artık, acaip şeyler..
anlamıyorsunuz; gülüyorum diye neşeliyim sanıyorsunuz!
ben gülmüyorum ama neşeliyim şu an!
bilmiyorsunuz.
canımı sıkıyorsunuz. beni saçmalatacak kadar yoruyorsunuz bazen. tekrar ilişmeseniz çok güzel olacağım çok da neşeli. ama gülmeyeceğim bi gün. neşeli olmadığım halde beni gülerken göremeyeceksiniz. o kadar neşeli olacağım ki ağlarken, siz de güleceksiniz. neşeniz yerine gelmeyecek, hayır. kimse neşesinden ağlayan birine güldüğünde neşeli hissedemez kendini. ben ağlarken neşeli olacağım ve güleceğim size içimden. çünkü ben çok çirkin gülerim! dışımdan.
bugün de ölmedim işte. ölmeyeceğim ölene kadar, bunu kabullenin. kafamdaki intihar senaryolarıyla hepinizi öldüreceğim ama ben ölmeyeceğim!