Çarşamba, Nisan 20, 2011

kabus şuydu; yağmur yağacaktı ve sen ıslanmayacaktın, güneş seni ısıtmayacaktı, onun var olduğunu bilecektin ama gözlerin onu görmeyecekti..
belki en büyük kabusun, damarların vardı ve kanamıyordu, kanatamıyordun belki de. ölmek istiyordun ama sadece istiyordun ve belki yaşamaktı istediğin ama olmuyordu..
tanrı vardı ama sen bir türlü inanamıyordun; tanrı yoktu ama sen habire tapıyordun..
ciğerlerin bir toz kümesi gibi davranıyordu, nefes alırken boğuluyordun habire.. annenin sesini özlüyordun ama duyamıyordun, istemiyordun.. hayatındaki en büyük yalancı babandı belki evli olduğu halde evleneceğinizi söylüyordu, inanıyordun. hayatındaki tek masum şey kalbindi ve atıyordu. bir organ masumsa bu ne ifade eder ki, sen en masum şeyini kaybetmek istiyordun, dursun bi kere de dursun istiyordun.
tanıdığın insanlar uykudan uyanabiliyordu ama sen hep uykuda kalıyordun. gözlerini hiçbir gerçeğe açmak istemiyordun. yeniliyordun, acılara yeniliyordun. onlarla hiç dövüşmedin, geceni bölmek istiyorlardı sen izin veriyordun. oysa yastığın ve yorganınla acıları boğabilirdin; kendini boğabilirdin. sen ışıkları söndürüp karanlıkta seni bulamayacaklarını zannettin, olmadı birer birer üzerine sindiler. o kadar çok acıdı ki daha fazla katlanamayıp uykuya da daldın.
ve hep sabah oldu sen buna son verene dek her gün sabah olacaktı. olsundu sen zaten storları çekip sabahı kırmızı karanlığa boğabiliyordun, sadece odanda. yatağını terkederken acı çekiyordun, acı çekmen gerekecekti. gitmeliydin bir yerlere. herkes gidiyordu, tanıdığın herkes.. o bile bir yerlerde bir yerlere gidiyordu ama önce senden gitti, önce senden uzağa gitti..